Sürgünde Ölüm...
2001-05-12
Asagilanmis, örselenmis, postal altinda çignenmis, yasak duvarlar arasina sikistirilip, onuru ezilmis Kürt halki, asiretsel aliskanliklarla parçalanmis, ihanetlerle kirlenmis tarihinin sayfalarini da sasirtarak, ilk kez bütün sinif ve katmanlariyla, tek yürek halinde özgürlük düsünün pesine düstü.
Kimi kartal bakisli ogul verdi, kimi mücadeleye kavak boylu kizini armagan etti.
Ekmegini, kazancini sundu bazilari. Bir meyva, kuzu degil, rakamsal toplamiyla 4 bin köyünü, ortaya atarak, özgürlük düslerine, topyekün hayatini armagan etti.
O büyülü, rengarenk çiçege duran, o bahçelerin en hasi olan özgürlük düsü ugruna "ne olursa olsun" narasiyla öne atilanlar, ilk kez, dedelerinin lekeli tarihini de utandirdilar.
Ve büyük bir silkinme, görülmemis, duyulmamis bir özveriyle, kendi tarihinde ilk kez, "ben" demediler. "Benim babamin, dedemin boyu bes iki karis daha uzun, asiretim daha kaviydi" saplantisindan siyrilip, uluslasma sürecine girdiler. "Önder"in, büyügü küçügüyle önderlerin geldigi sinif ve katmana bakmadan, bos gevezeliklerle onlari didip elestirmeden, "basim üstüne" diyen tam güvenilirlikle onlari kabullendiler, "onurun evrensel tarihi" nehrinin akisina katildilar. Bu büyük bir atilim, silkinis, yeniden yaratilma, ulusal bilincin devinimlerle, fokurdamalarla çaglalayanlasmasiydi.
Kürtlerin hayatinda, en büyük devrimdi, bu...
Düne kadar, kendilerini kölelestirip onurlarini binek ati yapan düsmanlarinin "fesatliklarina" uyarak, "bir seyler yapan, yanlisliklar yapma hakkina da sahiptir" gerçegini unutarak, özgürlük savasçisi kardeslerini, çocuklarini elestirdiler, nifak tohumlari ekip yeserttiler, çogaltilar. Kürtler, ilk kez düsmanlarinin afyonlama tuzagindan siyrildilar, yatirildiklari derin uykudan uyanarak, devrim atesini yükseltmek için varlarini, yoklarini, "gölu-sosin" boylu, nazenin kizlarini, "ocaklarini tüttürecek" delikanlilarini, bütün bir hayatlarini sundular.
Bütün dünya, bütün evren taniktir ki, devrim yürüyüsü, Kürtlerin öz gücüyle, Evdale Zeynike'nin daglarda yankilanan sesi gibi çagildiyarak, bir inip bir çikarak devam ediyor.
Bu yürüyüs kollarinin içinde, asla "bas" olmaya özenmeyen, hep gerillada "artçi" kalan Rodi'ler de vardi. Ulusallasan, kölelikten kurtulup, "halk" olma siçramasi yapan Kürtlerle gönendi, Rodi. Devrim nehirlerinin coskusuna taniklik ettikçe, yüreginde hevenk hevenk umut çiçekleri, güller açti.
Bir halkin var olma çigligi, imdat sesi karsisisnda susan, sagir, dilsiz, tepkisiz kesilen "çikar dünyasina" öfkesini naralara dönüstürdü. Sonunda ruhunu, hayatini fedaya amade onur savasçini olarak, "adaletsiz dünya" ile ölümüne düelloya giristi.
Rodi, bir efsane gibi yasadi. Yüregiyle gülen, üzülen sairdi, ruhu hare hare uçusan felsefeci, nerede tibbi yardima muhtaç Kürt varsa, adanmislikla imdada kosan, ugrunda aglayan, gülen, bütün bedeni cosku sardiginda, perde perde yükseleyerek çagildayan sesiyle kilamlar, kaside, baladlar haykiran, Kürtlere kara sevdali bir hekimdi o. Yazin sürüleri ve kanat açmis kartallari andiran çadirlariyla Serevdin yaylalarina konan Berti (Beritan)lerin ogluydu, o. Ata, sülün akisli, tazi belli seklavi kisraklara, toynaklarinin üstünde dansederek yürüyen, dört ayagi yerden kesik akan hemdani aygirlara sevdali, bakiþlariyla oksadigi, uzun, upuzun "riiiireeh" çekerek, kilamlarla "billur" sesiyle suya, otlamaya özendirdigi, istahlandirdigi, "hooo, ho , ho" diye yalvaran sesiyle otlaga yaydigi koyun sürülerine, doyamadigi çobanlida asikti .
Tip fakültesini bitirdiginde, baharda karlarin erimesinden yeni karlara kadar havasi türlü türlü otlar, çiçekler kokan, geceleri, yayla ateslerinin uzaklardakine göz kirparak selamlastigi, büyük aski Serevdin daglarina karsidan bakan Kanires (Karliova) te ise basladi..Diplomasini esnaflik belgesi olarak kullanan, meslegini ceplerden para çeken hortum yapanlardan degildi. Adamis bir hekim, yüregi yüceliklerde bir Kürt beyiydi. Parasi olmayana üstte veren, ilaç parasini karsilayandi. Mutlulugu ise halkinin arasinda, avurtlarini doldura doldura ana dili Kürtçe konusmasi, atlar, koyunlar üzerine sohbet ve halkinin yarinlarini düslemesi, dostlariyla tartismasiydi.
Ilk düsmanlarini bu yüzden kazandi. "Kürtlere ücretsiz bakan, onlara asik, üstelik ilaç paralarini da cebinden ödeyen bir vatan haini" oldu. Hakkinda sorusturmalar açildi. Sürgünler yasadi.
En son, ailesiyle Elazig'in Kovancilar ilçesine yerlesti. Öldürmeyi, yok etmeyi, yakip yikmayi "insanlik" sanan barbarlik, pesinden yolladi celladi. Kursun yagmurunda, agir yaralar aldi. Yerdeyken, adinin anlami "kiliç agaci" olan oglu Surzan'a sikilan kursunlara taniklik etti. Oglunun katili vicdanini, onurunu, ruhunu satisa çikaran, katillerin sefi tarafindan "sen devletten maas alan bir vatanseversin" dedigi, "kadrolu kiralik katil"lerden bir "kürt"tü. Kiralik da olsa, en çok bir Kürt'ün namlusuna hedef olmasina üzülmüstü. Surzan'in kanlar içindeki halini ise hiç unutamadi. Kabusu oldu. Cellat, "vatana hizmet tertibinden", isini bitirdikten sonra agir ve emin adimlarla yürüdü. Askeri garnizonun kapasinda kayboldu.
Dr. Rodi Demirkapu'nin Avrupa'daki sürgün hayati bundan sonra basladi. Adaletsiz, kiyici dünyada hayatlar kurtaran Rodi, kendi eliyle hayatina son verdi.
Katilleri, onu halkindan, gürül gürül köklerinden, daglari ve yaylalarindan koparan barbarlardi. Sürgüne yenildi, o. Tipki Ahmet Kaya, Mahmut Baksi ve bir çoklari gibi...
Oysa, özgürlük savasçilarinin, "düsmana inat bir gün daha yasayacagim" demesi gerekmez miydi?AKahraman@t-online.de
Geri