"Camis'lara veda"
Artik 'Van Gölü canavari' hikâyeleri yok. Çünkü gölde keyifle yüzen ve uzaktan 'canavar' gibi görünen 'camis'larin sayisi iyice azaldi. Sadece onlarin mi? Doguda hayvancilik tükendi
Kameralar, Van Gölü'nde agir agir yüzerek sulari dalgalandiran 'canavar'in görüntülerini yayimlarken, pek çok kisi ülke gündemini günlerce, hatta aylarca mesgul edecek olan bu 'canavar'in, suyu çok seven 'camis'lardan baska bir sey olmadigini bilemezdi tabii. Van Gölü çevresindeki sazlik sig sular, 'camis'larin, yani yaygin adiyla mandalarin yasamindaki en mesut anlara taniklik ediyordu. Hatta 'camis'lar, gölde uzun su sefalarina çikiyor, bu arada görüntülerinin, 'canavar' diye televizyonlara satilacagindan habersiz agir agir yüzüyordu.

'Camis'in sütünden elde edilen kaymak ise ayri bir konu. 'Camis' sütü inek sütüne göre çok daha yagli, daha beyaz, ve bu yüzden yogurdu da, kaymagi da bir baska lezzetli oluyor. Van'daki meshur 'Sütçü Fevzi' kahvalti salonu, Van'in sinirlarini asan ününü 'camis' kaymagina borçlu. Ama son bir-iki yildir 'Sütçü Fevzi' kahvalti salonunda bile 'camis' kaymagi bulunmuyor. Artik müsterilere inek sütünden elde edilen kaymak sunuluyor.
Yaklasik bir yil önce ölen Sütçü Fevzi'nin oglu Kadir Timur, "Bölgede hayvancilik her geçen sene daha da zayifladi. Artik birkaç yerde 'camis' kaldi, o da tek tük. Ancak sahiplerinin süt ihtiyacini karsiliyor" diyor. Yayla yasaklarina ve bürokratik tedbirlerin yarattigi sikintilara dikkat çeken Timur, aslinda bölgede hayvanciligin agir yarali oldugunu, son yillarda ciddi bir kan kaybi yasandigini belirtiyor.

Bölge genelinde de ayni sikintilar var. Diyarbakir yöresinde hayvancilikla ugrasan Beritan asiretinden baslayarak, zamaninda Van kirsalinda, Bitlis'te, Hakkâri'nin essiz güzellikteki Berçelan yaylalarinda hayvancilikla geçimini saglayan ailelere kadar herkes, uygulanan yanlis politikalarla bölgede hayvanciligin bitirildigini söylüyor. En sik rastlanan argüman ise, 'Eskiden hayvan ihraç ederdik, simdi Iran eti yiyoruz' oluyor.

Köylerin yüzde 85'i bosaltildi

Hayvanciligin bir zamanlar önemli bir geçim kaynagi oldugu Hakkâri'de köylerin yüzde 85'i bosaltilmis. Hakkâri Sanayi ve Ticaret Odasi Meclis Baskani Remzi Oguzkurt, köy bosaltmalarin ardindan yaklasik 100 bin kisilik nüfusa ulasan Hakkâri merkezinde yoksullugun birdenbire hissedilmeye basladigina dikkat çekiyor. "Eskiden Hakkâri'de bir evin 3 bin koyunu olurdu. Simdi üç koyunu olan bile kalmadi" diyen Oguzkurt, Hakkâri'de ekonominin tükendigini, kent ekonomisini döndüren tek seyin memur maaslari oldugunu belirtiyor. Oguzkurt'a göre, Hakkâri'nin ve genel olarak ülke ekonomisinin kazanmasi için yaylalara, özellikle 'dünyada esi olmayan' Berçelan yaylalarina çikmak yeniden serbest olmali, köylere dönüs saglanmali ve sinir ticareti canlandirilmali. Hakkâri'de bir de 'Jirkî kilimleri' var. Bu kilimler ev tezgâhlarinda, kök boyayla boyanan ipliklerden dokunuyor. Ancak pazarlama konusunda güçlükler yasaniyor. Oguzkurt, Jirkî kilimlerinin tanitilmasinin da önemli oldugunu ifade ediyor.

Rakamlar çarpici

Aslinda Anadolu'nun dogu ucunda, temel geçim kaynagi hayvanciligin nasil bir çöküs yasadigini rakamlar çok daha yalin bir biçimde gösteriyor. Türkiye'nin 2000 yilindaki canli hayvan ithalati, bir önceki yila göre yüzde 163 artarken, ülkeden yapilan canli hayvan ihracatinda yüzde 90'lik bir azalma yasandi. Dogu Anadolu'da, hayvanciligin önündeki engeller sürdükçe, bu tablo daha da kötülesecege benziyor. Zaten bölgedeki köylerin önemli bir bölümü bosaltilmis, yaylalar yasak ve buna ragmen hayvancilik yapabilen az sayidaki besici, hayvanini köyden getirebilmek için 7 ayri belgeye ihtiyaç duyuyor. Denetlenen hayvanlarin kulaklarina takilan 'küpe' de ayri bir sorun. Bölgede bir 'küpe karaborsasi' olusmus. Belgelerle, bürokratik islemlerle ugrasmayi beceremeyenler, ülkede hemen her çatlaktan sizip menfaat saglayan uyaniklarin hazirladigi tezgâhlara ve sahte ya da parayla düzenlenmis belgelere ragbet ediyor. Böylece, ne denetim saglanabiliyor, ne hayvancilik rahat bir nefes alabiliyor. Ama aradan siyrilan bazi uyaniklar köseyi dönüyor.

Elbette bölgede de rastlanan sap benzeri hastaliklarin yayilmasini engellemek ve denetim saglamak için belli tedbirlere ihtiyaç var. Bu tedbirlerin basinda ise, aslinda pek bir ise yaramayan bürokratik uygulamalar degil, ciddi bir planlama, egitimli personel seferberligi ve elbette, uçsuz bucaksiz yaylalarin büyük ve sürekli denetlenen besi çiftlikleriyle donatilmasi, bu çiftliklerde nitelikli hayvan cinslerinin yetistirilmesi geliyor. Böyle bir atilim için de devletin samimi bir inisiyatif gelistirmesi sart.

Van'da tekstilci olmak

Bölgede tekstil yatirimi yapan Ismet Çiris ise güncel bir soruna dikkat çekiyor. Diyarbakir ve Van'da tekstil yatirimi yapip tesislerini isletmeye baslayan, Yüksekova'daki yatirimini yarilamisken kriz nedeniyle erteleyen 'Pisi Tekstil'in sahibi Çiris, bölgede ticaretin neredeyse durma noktasina geldigini, pek çok yatirimci ve esnafin iflasin esiginde oldugunu söylüyor. "Para dönüsü durdu. Üç aydir isçilerin maasini verememisken, en sonunda elime toplu para geçti, maaslari dagitabildim" diyen Çiris, piyasadaki nakit sikintisindan dolayi stoklarin sistigini belirtiyor. Yatirimlarini basta Iran olmak üzere bölge ülkelerine ihracati da he-defleyerek gerçeklestiren Çiris, "Yarim kalan yatirimlarin tamamlanmasi için destek çok önemli" diyor.

Peskes mi çekilecek?

Doguda hayvanciligin göz göre göre erimesi, ister istemez bölge insaninin zihninde soru isaretleri dogmasina yol açiyor. Bölgede çatismalarin durmasiyla birlikte, yavas yavas normallesmeye baslayan günlük yasam, gelismeler bu haliyle seyrederse, bir gün yaylalarin yeniden hayvanciliga açilmasini gündeme getirecek. Ama bosaltilmis köyler gerçegi, köye dönüs serbest birakilsa dahi, hayvanciligin kisa vadede eski canliligina ulasmasina izin vermiyor. Bir diger sorun ise, bir zamanlar hayvanlarini yok pahasina elden çikaran ve topraklarini terk edenlerin, yeniden hayvanciliga baslamak için gereken sermayeyi nasil bulacagi. Iste bu soru isaretleri, yepyeni bir soruyu doguruyor: Bölgenin dev hayvancilik potansiyeli, uçsuz bucaksiz yaylalari büyük sermaye gruplarina, yabanci sirketlere, özellikle zaman zaman bölgede inceleme yapan ABD'li 'kovboy'lara peskes mi çekilecek? Hükümetin bu sorulari yanitlamasi gerekiyor...

Her tas medeniyet

Van-Hakkâri rotasinda yolculuk eden herkes, herhalde kendi kendine bir kez daha 'Tatil nedir?' diye sorar. Akdeniz ve Ege sahillerinde 15 günlük bir sikis tepis güneslenme midir tatil örnegin? Ve, belki iddiali bir laf ama, Van-Hakkâri rotasindan geçmek, pek çok kiside turizme ve tatile dair bir paradigma degisikligine yol açar.
Üzerinden kar eksik olmayan daglarin hemen eteginde, Van Gölü'nün güzelim plajlari uzaniyor bu rotada. Bir tarafta Urartu, bir yanda Selçuklu'nun izi var. Bir yanda da, Akdamar Adasi ve üzerinde kilisesi duruyor. Van'dan Baskale'ye dogru ilerlerken, Hosab Kalesi tüm heybetiyle karsiniza çikiyor.
Daglarin tepesindeki her geçitte, ileride biraz daha alçakta siralanan daglarin karli zirvelerine tepeden bakmanin keyfini yasamak için, sürekli bir 'durma' ve 'zamani durdurma' istegi duyuyorsunuz. Derin vadilerde, tepelerden akan çaglayanlara dokunmak ya da Zap Suyu'nun akisina kendini kaptirmis bir botta olmak...
Bir de silahlarin gölgesi olmasa.

'Sinir ticareti engellenmesin'

Sinir ticareti, Van ve Hakkâri ekonomisi açisindan önemli bir yer tutuyor. Van Ticaret ve Sanayi Odasi Baskani Kayhan Türkmenoglu, tarim ve hayvanciligin fiilen bitirilmesinden sonra, bölgenin az sayidaki geçim kaynagindan biri olan sinir ticaretine de önemli darbeler vuruldugunu söylüyor. Türkmenoglu'yla sorunlari ve çözüm yollarini konustuk.

Sinir ticaretinde son durum ne?

Bölgemizde sinir ticaretinden 2 milyon insan ekmek yiyor. Ve son bir-iki yildir buradan gelen ekmek de elimizden alinmak isteniyor. Temmuz 1998'de alinan fakat Resmi Gazete'de yayimlanmayan bir karar ve Nisan 2000'de çikan bir kararnameyle, sinir ticaretinin önüne fiilen büyük engeller çikariliyor. Oysa, bölgemizde yapilan sinir ticareti ülkeye zarar getirmekten çok fayda sagliyor. 1993-1998 yillari arasinda Van'da sinir ticareti yoluyla yaklasik 46 milyon dolar ihracat, buna karsilik 22.5 milyon dolarlik ithalat gerçeklestirildi. Simdi kapilarimizi kapatmakla can damarimiz da kesiliyor. Üstelik sinir ticaretiyle ilgili alinan kararlar, bunun yogun olarak yapildigi bölgemizde, yöreyi ve sorunlari çok iyi bilen kisilerin görüslerine basvurma ihtiyaci duyulmadan oldubittiyle aliniyor.

Fiili engellerden söz ettiniz. Neler bunlar?

Bölgemiz aleyhine çifte standart uygulaniyor. Ülke genelinde ihracatta KDV iadesi her yil Maliye Bakanligi'nin belirledigi limit dahilinde mal müdürlüklerince ödenirken, mesela Yüksekova'da verilmiyor. AB menseli mallarin islemleri kendi giris gümrügünde, Iran menseli olanlar ise Ankara'da yapiliyor. Fiili engeller listesini daha da uzatmak mümkün.
Peki bu durum sinai gelismeyi etkiliyor mu?

Etkilemez mi? Organize Sanayi Sitesi projemizde ilk etap 44 parselden olusuyor ve bunlarin tümü satildi. 7 fabrika üretime geçti. Bu 44 parseldeki projelerin tam 17'si bütünüyle sinir ticaretini düsünerek yapildi. Sinir ticaretinin engellenmesi, Van'daki sinai gelismeye, dolayisiyla istihdama koca bir darbe vurmak demektir.

Ne yapilmali?

Belki ne yapmamak gerektigini konusmak lazim. Hükümetin 2001'de sinir ticaretini tamamen kaldirmak için girisimler baslattigini biliyoruz. Halbuki, sinir ticareti, köylerin bosaltilmasindan sonra biten tarim ve hayvanciligin yerini bir nebze alip geçim kapisi oldu. Bölgedeki 50 bin kamyoncuyu da bu isin içine katin. Iste bu yüzden sinir ticaretine darbe vurulmamalidir. Aksine önü açilmalidir.

Kim, nereden buldu?

Bölge tam bir yoksulluga gömülmüsken, geçim yollarinin önü birer birer kesilmisken, basta Van ve Hakkâri olmak üzere bölge illerinde hudutsuz servetler elde ediliyor. Herkes biliyor, kimse 'resmi olarak' telaffuz etmiyor. Bu konu konusulmuyor. Ancak büyük gaflar sonucu, skandallar patlak verdiginde bir-iki günah keçisiyle durum geçistiriliyor. Ama, uluslararasi raporlara da defalarca geçtigi üzere, Avrupa'ya giden uyusturucunun yüzde 70'i Türkiye üzerinden, o yüzde 70'in neredeyse yüzde 100'ü de 'Dogu yakasi'ndan yürüyor. Yine biliniyor ki, Dogu'nun bu en büyük 'endüstri'sinin trafik memurlari, 'terörle mücadele' maskesi ardina gizleniyor.
Ama bölge insani bu trafikten menfaat saglayan az sayidaki uyusturucu baronunun ortaya çikmasini istiyor. Istiyor, çünkü bölgedeki çözümsüzlügün devami sadece bu üç-bes asiret reisine ve onlarla isbirligindeki idareci zevata yariyor. Herkes biliyor ki, o çözümsüzlük sürdükçe, ne yayla yasaklari bitecek, ne köylerde issiz kalan topraklar islenebilecek. Bu nedenle herkes, sanayinin, ticaretin, tarim ve hayvanciligin olmadigi bölgede son on yillik dönemde büyük servet biriktirenlere 'Nasil oldu bu is arkadas?' diye sorulmasini, çözümsüzlügü besleyen mekanizmanin tasfiye edilmesini, bölgenin tekrar hayat kazanmasini bekliyor. Hem de dört gözle!

Geri