Damlari kiremitli evler: Bir salon, dört oda… Kocaman mutfak, içi ocakli! Fayans lavabolu tuvalet, ama daha suyu yok… Olsun!
27 Nisan 1986 Milliyet
BERITANLILARIN ILK KÖYÜNDE.
Eski günleri geride birakip, yeni bir güne yönelis, yedi saat sonra, Diryarbakir. Ve otel...Diyorlar ki "Sizi bir adam arayip duruyor!"Kikir kikir gülüyorum! Iyi haber telgraftan tez gelir!
ARAYAN ODUR DIYORUM
Demek ki... Demek ki, Diyarbakir Vali Yardimcisi "Bayram Bey", Ali Yazici buldurmus, arayan muhakkak odur. Elbette odur! 0 yalniz, o fedakar 0 halkina, asiretine canini, malini yüregini adamis insan, halk Iideri Yazici iki saat sonra dikiliveriyor karsimiza... Sanliyoruz; gözlerimiz dolduysa sorarim, kime ne? Vallahi Fikret Bey, Allahi,ma kitabima, diyordum, bizim Fikret Bey'i yeniden bulmali demeli haller bööle böle... Åma diyordum.
Adam çok yorulmistir kahrolmustur Beritan için, unutulur yaptiklari? Onu artik yormamali, kocamistir artik dinlenmelidir ve de rahatsiz etmemeli. Ama diyordum, gitsem yanina desem Filuz Hanum, Fikret bey, gelin size ihtiyacimiz vardir, bunlari geçirirken aklima bir polis geçmistir. Demistir Ali Yazici sensindir? Benim demisimdir. Vallah korkmisimdir, bütün defterimiz tamandir. Demistir polis, yürrü müdüriyette. Dedim ne vardir? Gittik, demistir Vali muavini Beyram beg, seni Fikret Otyam istiyor Yazici, nerede bulabileçegini bildirmistir telefonla, biz de bulduk seni, kendisi geleçektir, su güun su saatte otelde ol. Dedim bu adam yoksa hizirdir vallahi? Demek ki gönlümüzden geçerken, seni Allah gönderdi.
Ve planlar… Ve programlar ve sabah olmuyor ve günes dogmuyor! Olur nihayet. Sabahin köründe yollara düsüs… Ali diyor: "Simdi Bismil yoli bitacaktir efandim ve biz köyü, tepeyi asinca göreçegizdir." Yüregimin altmis yildir tikalayan yüregimin bu denli saglam olduguna seviniyorum ve birden bitiyor tepe, önce sag kolu, sonra sol alçiliyi saglama alip iniyorum, bu bir düs mü? Gördüklerim dogru mu? Gördüklerimi Filiz de görüyormu, soruyorum, "Filiz ,sen de görüyor musun karsidakileri?" Görüyormus! Inci gibi sirali evler! Damlari kiremitli evler yan yana! Beritanli,larin evleri, damlari kiremitli!
" Ali peki okul? Okul nerede? Ali,nin sesi bi-hos: "Okkul daha yapilmamistir efamdim" Benim yerime sanki gök agliyor. Hava giderek karariyor. Makinelerin otomatikleri, hiç birisi " çek" demiyor. Diyafram aç. Genis açi objektiv. Hepsi sigsin evlerin. O genis tarlalar… Arkadaki daglar, hepsi, hepsi girmeli kareye! Kollumu kaldiriyorum, ama alçi izin vermiyor, makineyi getiremiyorum gözüme; Filiz kosup geliyor tutuyor gözüme, tek elle netini yapmaya çalisiyorum… Bir kare… Iki kare… Üç kare… Bir daha, hep ayni yerde hep ayni açidan; Bu mutluluktur!
Sonra o çamur deryasi tepeyi yürüyüp iniyoruz köye, Beritanlilarin damlari kiremitli evlerine dogru Kestel,e, yeni adiyla Oguslara , 62 hanelik köye, yeni köye! Beritanlilarin ilk köyüne… Ve bir kapida o yariya kadar çamura batmis çizmelerimizi çekiyorlar, daliyoruz salona, sonra bir odaya, öpülen eller, öpülen gözler, minder minder, üstüne, sirta minder, alta minder alçili kola minder! Çaylar demleniyor, sobaya odunlar tikistiriliyor ve bermutad yanmiyor mered odunlar, odunlar ipislak. Nefesler isitiveriyor. Damlari kiremitle evler… Bir salon , dört oda. Kocaman mutfak, içi ocakli ve banyolu.. Ve disarda tuvalet, fayans lavabolu ve sifon, ama susuz daha! Burda 62 hane. Merkez erimli köyünde 61 hane. Molla polat köyünde 125 hane. 125 kiremitli ev, kiremitli hane. Ve toprakli evler. Ve bahçeli…
Siçak basti odayi. Pençere açin… Önce saten perdeler, kenarlari ponponlu, arkasinda laylon tül perde! Ev sahibesi Dilber Sevim, o kirik türkçesiyle, kürtçeyle karisik anlatiyor: "Ali Yazici haber…" Yetmiyor Türkçcesi, sonrasini çeviriyorlar: "Haber göndermistir asirete, Serefettin yayla… Demistir evler hazirdir, göçüp gelsinler. Biz gelmisizdir, bir yasamisizdir, sevinç. Sonra anahtar vermistir, müddir bölge iskan. Inanmiyordum, devlet bize ev toprak vermistir, zor inandi ben… ama dogru çikmistir, devlet vermistir ev ve toprak ve biz devleta milleta sukran diyor… Artik insan gibi yasamak olaçaktir, çoççikler bizim çektigimiz rezilligi çekmayaçaktir, devletimiz büyüktir, milletimiz büyüktir, tesekkür diyorum, ne diyayim..
INADIN ZAFERI
O yilmaz, çaliskan inatci, Ali Yazici, evsiz Mektup kadinla 1986 yilinda …. Bütün ugraslari göçebe asiret halkinin baslarini sokabileçekleri, bir ev sahibi olabilmeleri… Ama bunun karsisinda o kadar çok engel
var ki…
Kiremitli evler Bende karakil çadirlardan sonra kiremitli evlerin bulundugu köydeyim, o kocaman, genis ama çamur deryasi köye giris caddesinde…
Oguzlar köyünde 62 hane… Merkez Erimli köyünde 61 hane… Molla Polat ta 125 hane… 125 kiremitli ev… Kenarlari ponponlu tül perde! Dilber Sevim, heyecanli: "Çoççihler bizim çektigimiz rezilligi çekmeyeçektir" diyor
Ve sanki, o günlerin tek sorunu Beritan asiretinin sorunu oluverdi ülkede! Basinin her kesimi unutulmaz bir ilgi gösterdi konuya. Parlementoda sözlü veya yazili sorular birbirini izledi ilgili bakanlara. Gündem disi konusmalarin ardi arkasi gesilmedi. Hafta sekiz gün ondokuz, Ali Yazici kolunda dosyalar Ankara daydi 1500 hane adina. 1976 ya atladi ilgi. Konferanslar… Dia ve film gösterileri… Radyo, TV konusmalari… Dilekçeler… Parlementerlerle siki iliskiler ve " Beritan Asiretinin Dilekçesi" , Ali Yazici nin degil, kamuoyununda! O halk adami, yilmaz, çaliskan, inatçi, hak arayici sabir küpü Ali Yazici kiziyor, " Ne demek baskan isim var ? Beritan in isi is degildir, nedandir baska is Beritan in isi varken?" Bakanlar…Meclis… Senato…. Genel müdürler… Genel olmayan müdürler… Müstesarlar… Kooperatifler… Parti baskanlari… Grup baskanlari, Baskanvekilleri! Günler, haftalar, aylar ve yillar bu tempoda gidiyor ve bir gün karsimizda baska bakanlar, baska müstesarlar… Bakan Ali Topuz… Müstesar Yigit Gülöksüz… Yeni bir çalisma basliyor. Bakanlik arsivleri altüst ediliyor, çalisma gruplari olsturuluyor, görev bölümü yapiliyor, basi çeken MüstesarYigit Gülöksüz.
Taraniyor, Güneydogu Anadolu. Planlar… Proseler… Haritalar… Milli Emlak… Bakanliklararasi kurul… Iyi haber telgraftan tez gelir, gün geliyor, Diyarbakir yöresinde üç köy satin aliniyor, ama ne alis! Devletin arazisini kapmis, sahip çikmis agalarin ellerinden almanin ne denli zor oldugunu hükümet nihayrt anliyor!
ARTIK EMEKLIYIM
Ve adambir zarf uzatiyor, Sosyal Sigortalar Kurumun da: " Emekliliginiz hayir olsun Sayin Otyam!" Ulus tan, Atatürk Bulvari na kadar yürüyorum, içim bi-hos, Artik emekliyim. Artik emekliyim!…
Ve 1979 un Mayis sonunda gözlerimizi yeni yasam yerimiz, sekiz bin nüfuslu Gazipasa ilçesinde açiyoruz dogan güne ve yeni yasamimiza. Resim yapiyorum, karsim deniz. Ama o mavi deniz zaman geliyor yesile, çiçege dönüsüyor; tekneler karakil çadirlara. Insanlar… Koyunlar… Karakil çadirlar hep Beritan üzerine, tuvaller hep Beritanli oluyor! Kimi geceler agitlariyla uyanir oluyorum, sopalarla, mavzerlerle geliyorlar, üzerime üzerime! " Sen bizi öksüz komusan…Unutmusun bizleri, sanna yakisan bumudur, öyle mi?"
GÜLEÇ YÜZ:
Yaylada en güleç yüzlü insan, Köcer kadin di. Nereden bilebilirdim tastamam on bir yil sonra yüzü yine gülerken görecegim?
Ve hep söz veriyorum Filiz le, " Bu bahar asirete gidelim yeniden!" Ama o bahar hiç mi hiç gelmiyor! Gelemiyor! Beritanlilarla ilgili kitabimin son cümleleri okuyorum bunaldikça: "… Ama inaniyorum. Bir gün köyünüze geleceiim, okulunuzda, ögretmenlerle söylesip çay içecegim, sevecegim artik okuyan bebelerinizi… " Ol kitapta böyle yazilir da ondan. " Mektup kadina ayrica selam eder, ellerinden öperim…" O bahar hiç gelmiyor, gelemiyor! Ama 1985 in son ayinda bir mektup çikageliyor Istanbul dan. Milliyet Gazetesi nden. Insani onurlandiran Insani duygulandiran. Vefanin ilginin, kadirbilirliligin daha ölmedigini gösteren bir mektup; insana yasama kivanci, gücü veren bir mektup…
Özü, röportaj isteyen! Izliyorum. Duyuyorum, haberler aliyorum Beritan lilardan. Acep hallari nicola? Tamam. Gitmeli! Sözde durmali, unutmadigimizi ispatlamali… Acep sag midir o yigit Mektup kadgn? Köçer kadin? Hatun? Ali Yazici? Çoban Adem? Öfkeli Mehmed ve niceleri? O obalar, o çadirlar dolusu tanis?
Kivanç uzun sürmedi… Asil iyi degil, kara haber telgraftan tez gelir deyimi, bir kez daha vurguluyor dogrulugunu. Kadim, dostum, meslektasim, 19 yillik sefim Kemal Aydar ölmüs! Ve ver elini, son görev için Ankara. Ve Ankara da yagan ilk kar. Ve yedi yildir karda yürümeyi unutmus, emekli gazeteci ben, ayagimin kaymasiyla kendini yerde bulan, sol el bilegi iki yerden kirilip kayan! Üçbuçuk saat süren cenaze töreni, sonra SSK Diskapi Hastenesi… Ne yapildigini duymadigim birbuçuk saatlik ameliyat! Ve gözlerimi açanda sol tarafta taaa omuz basima kadar bir alçi heykel! Ne ki güzel sözdür, "El içinde vasiyet ettik, ölmeyince olmaz!" Gazipasaya dönüp, roportaja çikma heyecanini yeniden yasamak… Fotograf makineleri temizleniyor. Ses bandlari ayriliyor. Objektivler siralaniyor.. Flasin yaylari rütübetten çürümüs. Tek elle hazirlik. Kistir, gocuklarida çikarmali. Çilekes çizmeleri. Tiftik çoraplari. Eldivenleri degil, sadece sagini. Tifrik basligi ve ver elini bir gece yarisi Gaziantep e giden otobüs! Kirik kolu saglama alip dayaniyor ve ömrüm bitiyor, yol bitmiyor.
ILK DURAK
Ilk durak, Gaziantep te, yirmibes yil öncesinin Gaziantep Gazeteler Bayii Adnan Ravullu nun evi. Adnan, gazete bayiligini CHP ugruna batirinca, Almanya da isçi olmustu ve 22 yil Almanya da emegi , o saglam diri bedeni posaya döstürülünce ve de yanlis bir igneyle kollarini zor oynatir hale getirilince yurda "kesin dönüs" yapti!Tipki, yillar yili oldugu gibi Gaziantep te, acili Adana lar, çig köfteler, yesillerin tümüyle hazirlanmis salatalarla bir sofra, elbette rakili1! Ve duygulanma ve özlem agir basinca bir telefon, manevi oglum Asik Mahsuni Serif e, artik o da Gaziantep li… Ve sazini kaptigi gibi bir "can"la kopup gelen Mahsuni. Sarilmalar. Göz yaslari. Ve o yediden yetmise dillere düsen " Dom Dom Kursunu" nu kendinden dinleyerek unutulmaz bir gece .
Geri