Serafettin Dagiünda 2kg-peynir 25,Bingöl'de 40 lira…250gr. Yün 5 lira, kefenin karsisindaki kirik leblebi de 5 lira… Oysa yakin kasabada 5 liraya 600 gr. Leblebialinabilir…Ama yine de asirete yolu düsünce bagrisiyorlar… 26 Nisan 1986 Milliyet
Çerçi geldi, çerçiiiii!
Asiret kadinlari, ellerinin hamuruyla kosup geliyorlar Sergiye.. Fakat bir tuhaf gözleri.. Hüzün mü bu, nedir bu bakisin adi. Bebelerin ise agizlarindan sular akiyor.. Gösteriyorlar canlarinin istediklerini..
Bagristi bebeler keyifle...Bir kosusturmadir basladi çadirlardan, ötelere. Biz de kostuk, fotograf makinelerini kapip...Çerçi geelmis!… Elvan elvan, plastik ayakkabilar, çizmeler, boyali sekerler, igneiplik, boncuklar, penesler, küpeler, taklit inciler, tespihler, kirik leblebiler, leblebi sekeri, plastik bidonlar, ibrikler, gaz lambalari, fitiller, çengelli igneler, isil isil yerdeki sergide. Kadinlar, bizim kadinlarimiz, kimileri ellerinin hamuruyla kosup gelmis, bir tuhaf gözleri, hüzün mü bu, nedir bu bakisin adi? Bebelerin agizlarindan sular akiyor, yadirgi yadirgi bakiyorlar, sonra korkarak yaklasiyorlar sergiye, sonra yavas yavas sokulup, elliyorlar canlari neyi çekiyorsa, özlemle, istekle ve her kafadan bir ses çikiyor, analarinin, babalarinin dizlerine, sikica, yapisip, gösteriyorlar canlarinin çektiklerini, kimisi sanki basina gelecegi biliyormuscasina, pesin pesin agliyor, bir yalvaris, bir istek dolduruyor Serafettin Dagi'nin mavi gök kubbesini, Anooooo…Babooooo… Pere tunne! Para yok! Zaten, para da pek geçerli degil, zaten olan sey geçer. Olan da, yagdi, peynirdi, yikanmis yündü egrilmis yündü, bunlar takas için! Bebelerin bazilari kosarak gidiyor kara çadirlara ve ellerinde, yündü, peynirdi parçalariydi alip, geliyorlar! Kadinlar da, erkekler de. Çerçi, gayet sakin, sessizce tartiyor yünü, ama ne tartma! Bir kefeye gelen yün, öbür kefeye istenilen yiyinti, diyelim ki leblebi, ibre denk gelince döküveriyor bebenin entarisine, o ise çoktan gerim gerim germis ak entarisinin etegini! Bir çift plastik ayakkabi pazar yerinde 14 lira, çerçi iki kilo peynir istiyor karsilinda, iki kilo peynir, dag basinda 25 lira, Bingöl'de 40 lira!.. Kahverengi yünün kilosu dagda 20 lira, ak yün 25... 250 gram yün 5 lira, kefenin karsisindaki kirik" leblebi de 5 lira! Oysa, en yakin kasabada 5 liraya alti yüz gram leblebi alinabilir! Öte yandan, Serafettin Dagi'nin Avgeni Yaylasi'nda (Avgeni, kokulu su anlamina geliyor) ki, çadirlarda da 20 liraya satilan yün, Bingöl'de 35liradir!… Atin basini çekip geldigim bir odada mindere çöker çökmez dikkatimi çekti bakislari ve bunlar iyi bakis degildi.. Adi Memed Karaoba. Yasini sordum, "Tevellüdüm bin üç yüz kirk" dedi sertce. Yahu, ne isin var buralarda be adam, yazsan ne yazar, sen mi düzelteceksin hallarimizi diyor güzleri, bakislari apacik! Dedim, ”Memed, söyle de avratlara bi ayran çalkalasinlar, dilim damagim kurumustur” ..Tüm Dogu ve Güneydogu Anadolu insanlarimiz gibi, Beritanlilar da sözcüklere muhakkak "tir...tur..dir..dur” eki takiyorlar. Koca tas benden baslayip, fir dündü!..”Ayran gibi aziz ol Memmed, hele söyle yanima otur bakalim, anliyorum, senin derdin hepsinden fazla, çök yanima...” Çöktü saygiyla...
YÜZ ELLI BIN KOYUN
Yillar önce begim... Yillar .,, önce ceylanpinar topraklarinda Devlet Üretme Çiftligi kurulmadan yillar önce demisizdir yüksek makamlara demisizdir, görüyorsunuz halimizi ve biliyorsunuzdur bu topraklar bizim ecdat mali topraklardir, bu ecdat topraklarini yine bize verin. Tevellüdün kaçdir begim, bin üç yüz kirk iki mi, tamamdir bilmezsin, o zamanlar var idi, tek tek yazdirir idik koyunlarimizi tek tek, bi dene saklamadan, biz namuslu bir soydan geliriz, kökümüz Konya,dir nereden bileyim, nereden gelmis ecdadimiz, hem ne gerek var? Yüz elli binden fazla koyunumuz var idi ve bu kadar koyun hiçbir ecnebi milletinde yok idi,öyle…Dinlemediler, oraya çiftlik koydular, bizleri de yallah ettiler ecdat topraklarimizdan, biz o zaman rezil oldik, perisan oldik… Simdi gidiyoruz kissin Diyarbakir topraklarina, aha köpek yatmaz tas evler vardir, veriyoruz kirra bedeli koyunun çiftine yüz elli lira perre, yani yaylak parasi, hayvanlari beslemeye çalisiyoruz bes ay arpa, saman ile…Arpanin kilosu iki yüz elli kuris paradir, hemi de samanin. Bahar da aha bu yaylaga geliyoruz, su oturdugumuz yerde bes yüz koyunimiz vardir ve biz bunlar için üç ayligina agaya yirmi alti bin lira parra vermisiz yaylak parasi. Yetti mi? Yetmediii! Nereye ayagimizi bassak, buraya gelinceye kadar ve de kislaga döninceye kadar hep parra parra, ayak basti parasidir sonu gelmeyen, sanki herkes birer eskiya, soyar durur bizleri, yani bu hayattit, bu rezilliktir degil, peki nedir ? Yani sürüm sürüm sürünüyoruz begim, yetsin artik… Angara,nin asfaltlarini biz çürüttük, hükümet katlarina çiktik, nrydi addamin adi, bakandir KöyBakani, tamam Kürümogludur, evet odur, dedik sayin bakanim, biz adam degiliz, biz vatandas degiliz, eger degil isek, o zaman siz bizi ecnebiye satin, ecnebiye atin, siz de biz de kurtulak, tamamdir ? Adam demis, gglum agir konusirsin! Dedim , sayin bakanim, biz Paluluyuz, oraya Bulgardan göçmen getirdiniz, evler verdiniz, tarlalar, hayvanlar verdiniz, ama bize gelince yok, nedandir, sizin gayeniz nedir vallahi bilemiyoruz, bu bize hakaret degil de, nedir?” Yani Memed?"
”Yani, aga hakaret eder, devlet hakaret eder, Simdi bak gazeteci beg Beritanli dedin mi! Isim vardir,ama ruh yoktir, ruh tunne! Biz, devletimize karsi her daim temiz sicilliyiz, askerlikk teman, vergi temam, ama devletten ne temam? Sicilimiz bembeyazdir ve sicilimize asla lekke vurdurmadik, vurmadik, bu da bizim sansimizdir, böyle anamizdan, babamizdan dünya icadinda Türk millletiyiz, ama bizi tanimazlar, nedan?" Bana bakarak bagira bagira makineli tüfek gibi takirdiyor Memed lafi kapiverdim:
Yani kiziyorsun ve bana bagiriyorsun baskasi yerine, öyle mi?" "Hayir, sena degil bütün bunlara, daha agirini bakana söylemisimdir, dökmüsümdür iççimi !baksu rezilligimize, biz insan miyiz, insan katlanir mi bu yasamaya, katlanamaz ama, biz katlaniyoruz, tüm göçerler, asiretler böyledir, neden?.. Sen bilirsen nedandir, söylersin nedandir?..
ALDI SÖZÜ KADINLAR; BIZIM KADINLARIMIZ…
Miril miril iç döktüler kahverengi seritlere ak kagitlara dökçlsün diyerek… Kimbilir ”belkim bir faydasi olacaktir, belkim bir çare olacaktir!" Neden olmasin? Umut, fukaranin ekmegi degil midir?.. Bir agit yükseliverdi arsa: "Göçebe idare nakin/ Serafettin Yaylasi/ Millat hokumat cibidi/ Cibidi idare nakin/ Millat fakiri magduri.."
Agit, sürüp geliyor: ”Elli yil önce Serafettin Yaylasi,na kitlik geldi/ Esyalarimiz hep ortada kaldi/ Ondan sonra, Urfa vilayetinin Harran destine geldik/ Ondan sonra döndük/ Sihlar... Agalar.. Beyler, bizdan çok para istediler/ Yerlesmek kolay olmadi/ Em idare nakin/ Yerimiz yoktir/ Hokümet bize yer versin/ Millat fakire magduri/ Penci sal peste/ Elli yil önce/ Kran ked desta Serafettini/ Elli yil önce kitlikgirdi Serafettine…" O, yanik sesli, tatli yüzlü, tatli dilli çoban Adem, havayi degistirmek için atti ellini çenesine, birisi kulagimin dibinde çeviriyor türküyü:
"…Diyor ki, Serafettin Yaylasi,nda arkadas olalim. Ne kadar yüksek daglar varsa, ikimiz birlikte gezelim… Binilmemis toylara binelim diyor bir asik, kadin için… Oy deliliiiii lili li abeeeey! Ben, bir kiza asik olmusum diyor Serafettin yaylarindan… Gel ey kiz, gel, binilmemis toylara binelim, kar altinda, kar üstünde, soguk sularda ve yesil çimenli yerlerde seninle seviselim diyor… doyalim birbirimize.
Aradan yillar geçse, seni hiç unutmayacagim… Aradan yillar geçse, ben ihtiyarlansam, kalbim hiç ihtiyarlanmayaçak…" " Eeee Mektup, sonra sonra ne oldu, nasil yetistin asirete Zahire,yi gömüp?"..".. Bir ay içinde alti çocugum ölmüstür.. Biz, fakiriz, geçinemiyoruz, zorluk çoktir, kiç çoktir, zaten kim gider doktora, parra vardir?.. Parra tunne, para yoktur; Ama Zahire,mi götürmüsümdür toktura, tek küpeyle baktirmisimdir ama, Zahirem yasamamis, ölmistir. Aydin üç yasindaydi, o da ölmüstir kizzamiktan, parralari samana vermistik, götüremedim toktura, öldi, zaten yol yoktir, gidemezdik. Ayten ise bir buçuk senelik idi, ayni sürükten öldi, kizzamiktan..Hurçlar agirdir, kaldiramazsan, kim kaldiraçaktir; ben kaldirdim, karnimdaki düsmüstür. Köylüliler gaddari, istemezler konaklayalim yakinlarinda, indiririz hurçlari, bindiririz hurçlari ve karindaki çoccikler hep düser, ölirler…"
“ Simdi kaç çocuk var Mektup?"
Iki elini kalirdi, açti parmaklarini. Birisi karisti söze: “Accep yazzan olir? Yani ya biz hazine topraklarinda yaylak yapiyor, ama bu topraklarin yaylak parasini agalar aliyor,neden ?. Üç ayda yirmi bin lira paradan doksan bin lira parraya kadar… Yetmez, kadinlarimizi, kizlarimizi kaçirirlar. Yetmez, koyunlarimizi, kuzularimizi gaspederler. Yetmez, peynirlerimizi bedavaya kapatirlar… Yetmez, hayir dersan çekerler mavzerleri, basarlar kursunu çadirlara, çociklarimiz, kadinlarimiz ölir, yani ya hokümet duysun bunlari, belki bize bir menfaati olacaktir yazacaklarinin!"
VER ELLINI, TÜRKIYE'NIN KALBI ANKARA!!
Beritan Asireti, 1500 hane adina temsilci Ali Yazici'nin, Cumhurbaskani Fahri Korutürk,e gönderdigi dilekçenin pesine düstük. Ali, mekik dokur oldu Serafettin daglariyla Ankara arasinda; asiretten ferade ferade selamlarla. Ögrendik ki, Cumhurbaskani Korutürk, “Beritan Asireti,nin dilekçesi” adli yazi dizisinde çok duygulanmis, o da düsmüs dilekçenin pesine!!
YETER MI?
Yaylanin tadini çocuklar çikarir. Temiz hava temiz su ve alabildigine özgürlük, tek karlari…
Ve 4 Kasim 1975 tarihinde ayni adi tasiyan ve Beritanlilarin yasamlarini gözler önüne seren fotograf ve resim sergim açildi; öyle ki, tüm protokol engellerini bir yana birakip, Cumhurbaskani Korutürk kesti kurdeleyi ve vurguladi dilekçeden yana oldugunu, unutamam...Sergi, aklimizin alamayaçagi bir ilgi gördü. Açilan sergi defterine halk içini döktü. Kimileri sövdü, saydi sergiye, bu insanlara agladiklarini. Bakiyorum, on bir yil sonra deftere, içimi bi hos.. “ Sayin artist Fikret Otyam, sag olunuz, var olunuz… Semiha Berksoy".. "Sevgili Fikret …
ÜRETKEN ASIRET:
Beritanlilar çok üretmekdir. Yarisi ölse, kalan yarisi bir hayli nüfus eder… Bir dede ve torunlar, kara çadirda.
Makinenin mercegine yüregini takiyorsun. Halkimin katlandigi korkunç aciya , korkunç yanlizliga dolu gözlerle bakiyorsun. Yeryüzünde hiçbir halk böyle mazlum, böyle boynu bükük ve kan-revan degil. Halkimin adina tesekkürler! Ahmet Arif"; Ulan sen ne yaptigini saniyorsun? Bi gün ense köküne bi kursun sikmak çok keyifli olacak ve bi mikrop eksilecek. Imzasiz"..; Bozuk düzenin sürekli gezen bir görüntüsünü Ankara,ya yansittigi için degerli sanatçi ve halkimizin gerçek dostu Fikret Otyam,i kutlarim. Bu sergi üzerine Ankara,nin Beritan çileleriyle ilgilenme zorunlugu duyacagini umarim. Bülent Ecevit". “Fikret Beg,söhret ve kariyer sahibi olmak için ters bir yol tutmussunuz. Dertleri sergilemek degil yaptiginiz. Kendi bencilliginizi göstermek! Imzasiz"; "Çekiciler…./ Ben Celal Vardar/ 35 yildir raki çekerim/ Fikret Otyam/ Resim çeker/ Çeker de, iyi çeker/” ! Sergi, iki kez uzatildi!..
BITMEYEN SÖMÜRÜ.
Britanlilarin sömürülmesi bitmez. Sömürü onlari Serafettin Dagi,nin en tepesine de çiksalar gelir bulur ve çerçi bile sömürmek için taaa oralara gelir, açar torbalarini… Çevresine toplananlara getirdiklerini satmaya koyulur.
Geri