![]() |
|||||||||||
|
Jêhat Bêrtî/MHA Bir insanin neyi nasil gördügü, nereden ve niçin baktigiyla belirlenir. Dünyaya omuzlarinin üzerinden bakan insan, dünyayi ayaklarinin altinda görür. Oysa, kafasi omuzlari üzerinden midesine yuvarlanmis insan, dünyayi yenilip tüketilmesi gereken bir çorba kasesi olarak görür. Sasi körden daha tehlikelidir. Kör, kördür. Görmedigini bilir, adimini ona göre atar, sözünü ona göre söyler. Sasi, sesi bes görür, sesin bes oldugunu söyler. Oysa ses, sestir. Sen bes görüyorsun diye, bes olmaz. Sasi; kapiya yönelir, kapiyi yanlis yerde görür ama yanlis gördügünü bilmez, kapidan geçmek yerine pervaza toslar. Kafasini vurur ama akli basina gelmez. Sasilik, Türk filmlerindeki körlük gibi olsaydi, kafasini çarptiginda gözleri görmeye baslardi. Ama sasilik, zihinsel bir olaysa her seyi tersten görme, bir algilama biçimidir. Hatta söyle diyebiliriz; sasi olan görmez, gördügünü sanir. Sasi, bakar görmez. Bu yüzden sasi, bakar`dir. Görmek için göz gerek. Bilmek için kafa, anlamak için yürek gerek. Dagi ve dagliyi görmek için göz de, kafa da hatta yürek de yetmez, ruh gerekir. Kirlenmemis, kendini satmamis, temiz çocuk safliginda bir ruhu olmayanin dagi anlamasi beklenmemelidir, beklenmiyor da. Peki; bilmeyenden, görmeyenden, duymayandan saygi beklenir mi? Ya hürmet? Beklenmez. Peki ne beklenir? Büyük bir cüret! Bugün, daga küfredenlerin cesaret ve cüretine sasmamak elde degil. Bu cüret, bakar`in ot yerken ki kör cesareti gibi bir cürettir ya da halkin deyimiyle cahilin cüreti. Peki, küfür nedir? Ya da lanet? Kutsala karsi durustur. Lain, bildigini sanan cahildir. Sümer tabletlerinin yazildigi zamandan bu yana egemenlikli uygarligin bütün sahipleri ve kapi esiginde bir parça kemige talim eden bütün bekçileri hep daglara küfrettiler. Bütün köleci sistemleri çöllerin derinliklerinden ve daglarin doruklarindan gelen ‘barbarlar' yiktilar. Spartakus, “Günes Sehri”ni bir yanardagin zirvesine kurdu. Dag, her hangi bir mekan degil, bir durustur. Bir düsünme biçimidir, zihniyettir, ideolojidir dag. Serevdin yaylalarinda çocuklugunu yasamis bir insanin dag tutkusunu anlayabilmek için kafanizi Avrupa`nin, Avustralya`nin o mülteci kamplarindan çikarip dünyaya daglilar ülkesinin insani gibi bakabilmenizle mümkündür. Hadi diyelim, sürüldük topraklarimizdan. Savrulduk dünyanin dört bir tarafina. Peki, ya yüregimiz? Yüregimizden bizi sürgün eden nedir? Insan, kendi yüreginden sürülmeye görsün bir defa, yiter gider kimsesizligin, kimliksizligin o dipsiz uçurumlarinda. Yüregiyle gören, yüregiyle düsünen, yüregiyle bilen bir topragin insani, yüreginden sürülürse sadece yitik mi olur? Öyle sandik. Acisini duyduk yitikligin. Yitikligi iyi bilirdik. Her yitigi kendimizden bilirdik. Yitik, aci içinde olan insandir. Insanin eli kalkmaz, dili varmaz yitige. Ya küfürbaz, neye küfreder? Egemenlerin kapisinin önünde bekçilik yaptigi sistemi savunacagim diye sürüldügü topragina, topraginin kanla kutsanmis özgürlük mekanlarina küfretmek nasil bir lanettir? Neye ve kime küfredip kime yaranmaya çalisiyoruz? Bu kadar yüreginden sürülmüslük içinde kendi bedenine mülteci olmak nasil bir acidir? Bilinmez. Nietche, Zerdest`i biraz anladiginda “Beden, ruhun mezaridir” der. Ruhunu yitiren, bedeninin kölesi olur. Beden, hazlarini tatmin etmek için bir parça et ister. Bir parça et verirsin, doymaz. Bu sefer ruhunu ister. Insan, topragindan sürülebilir. Hatta yüreginden de sürülebilir. Sürgünlük, bedensel bir olay degildir. yürekten de sürülünebilinir. Kendini kaybedebilir, insan. Ama süveydasini kirletmemeli. Kürtler, sürgün bir halktir. Dünyanin dört bir tarafinda mülteci hatta kendi topraginda bile mültecidir. Sürgünlük, büyük bagliliklari getirir, topragina. Nasil ki özgürlügün degerini en iyi tutsak biliyorsa, topragin da degerini en iyi sürgün bilir. Yüreginden sürülmenin acisini bilen birisini biliyorum: Eser Altinok. Sürgündeki ankamiz. Içinde kendin olamadigin yüregi yakinca, onun küllerinden ölümsüz bir ‘ben' yaratti, sürgünlükte. Bir de kendi topraginda, kendine küfreden küfürbazlari tanimlamak gerek. Dagda yeseren, dagla özgürlesen dag tutkunu bir halkin karsisina geçip daglari bir “çürüme mekani” olarak tanimlamak nasil bir yüzsüzlüktür, kendi halkina karsi. Sürgünü yüregindeki dag askiyla, dag tutkusuyla bir özgürlük kavgasina dönüstüren bir halkin karsisina geçip daglara küfrederek kime mesaj veriliyor? Dagliyi kime hedef gösteriyor? Bir kedisi bile olmayanlar, bu halka gerçekten bir seyler mi vermek istiyor, yoksa birilerinden emeklilik günlerinde oynasacagi bir kedi mi istiyor? Ya da birilerine minnet borcunu mu ödemek istiyor? Muhbir haber verendir. Kime, neyi, niçin haber verdigin ve karsiliginda ne bekledigin muhbirliginin karakterini belirler. Hepimiz biliriz, Kürtler yasadisi bir halktir. Hiç bir kanun, hiç bir seriat Kürdü kapsamaz. Kürt de, hiç bir kanunu, hiç bir hukuku, hiç bir siniri tanimaz. Kürt ihlalcidir. Ihlalci, ihtilalcidir. Birilerinin koydugu sinirlari asmak Kürdün isidir. Sinir asmak, Kürdün kendisiyle bulusma halidir. “Ser xet-Bin xet`i” bilmeyen, tavugu birbirine karisanlardan pasaport istememenin yarattigi yürek acisini bilmeyenler sinir ihlal etmenin özgürlükçülügünü anlayamazlar. Sinir asmak, kanun çignemek birilerinin gözünden kendini sakinmayi gerektirir. Göz seni görmemeli, kulak duymamalidir. Sinir koyucular, kanun yapicilar hep sakinilanlardir. Ihlalci ve ihtilalci, sinir koyanin, kanun yapanin körlügünü, sagirligini bilir. Iste muhbir, burada kendini göz yapip, kulak yapip sunar pazara. Fiyat biçer kendine. Sattigi kimdir ve nedir? Aldigi nedir? Aldigini ne yapar? Sattigi kendisidir. Aldigi karin toklugudur. Yer, tüketir. Tükettigi kendisidir. Sinirlarla ve kanunlarla barisik olmayanlar; sinir sahiplerine, kanun sahiplerine göz-kulak olanlari yani haber verenleri sevmezler. Oysa, sinirlardan sinir ötelerine haber tasiyanlari ise dört gözle bekler, can kulagiyla dinlerler. Zaman, Kürt için harp zamanidir. Her seyi ile kendini var etmenin, kendisine dayatilan inkara ve imhaya karsi direnmenin amansiz harp zamandir. Kim kimi vuracak? Nasil vuracak? Ne ile vuracak? Herkesin birbirini kolladigi zamandir. Direnen kimdir? Vuran kimdir? Vurulan kimdir? Vurduran kimdir? Hedef kimdir? Hedeflenen kimdir? Kim kimi niye hedef gösteriyor? Kim vurulanda, kim ne kazanacak? Kim neyin hesabini yapiyor? Soru sormayan bilmez. Soru soran cevabini da içinde sorar. Dünya siyaset borsasinda Kürdün menkul degeri yükselis trendinde pahasi artiyor diyerek çikmis meydana tüccar ehli. Türklerin güzel bir deyimi var: “Vatan ana” derler, topraklarina. Birileri bu topragin en güzel, en özgür parçalarini bu halkin en güzel çocuklarini rant pazarinda su ya da bu biçimde satisa çikarmis. Satilan ne? Satan kim? Ücret ne? Isgalin, esaretin dört basi mamur oldugu yerde kölenin degeri düser. Özgürlüge sevdali, özgürlük için kavga edenin degeri yükselir. Köle, düsen kendi degerini arttirmak için özgür olani satar. Sistemin kucagina oturmus insanin degeri her gecen gün düser. Sistem, degersizleseni, kullanim degeri kalmayani tutup çöpe atar. Bunu bilen köle, kendine deger katmak için kendinden olmayani satarak kendine hep deger verilmesini saglamaya çalisir. Son yillarda Kürdistan`da birilerinin ha bire saldirdigi iki merkez var. Biri, kirk yillik rüyasi dag olandir. Digeri de dagdir. Neden daga bu kadar saldiriliyor? Ve neden dag bu kadar sahipleniliyor, terk edilmiyor? Dag, birilerine bu kadar büyük bir umut verirken, birilerini neden bu kadar korkutuyor? Dag vurulursa, dag biterse kim ne kazanacak? Ya da söyle soralim: Dagda nasil yasaniliyor? Dagi bu kadar lanetleyenler bunu bilmiyorlar mi? Su anda dagdan dünyaya bakiyoruz. Dünya, Zagroslarin eteginde uzanip gidiyor. Bütün dünyayi buradan rahatlikla görebiliyoruz. Daglilar dünyaya biraz yukaridan bakiyorlar. Bu, onlarin daha iyi görmelerini sagliyor. Dagin yüreginde dag yüregiyle hissediyorlar, yasami. Yillarini bu daglara vermis, ömrünü halkinin özgürlük davasina adamis ‘yasli' adamlar var, buralarda. Bugün bir gerilla kampindan baska bir gerilla kampina yaptigimiz yolculuk esnasinda karlara bata çika, rüzgarin ejderha solugu gibi insanin yüzünü yalayan sogugunda karsilastim iki ‘yasli' adamla. Biri, Amed zindanlarinin inatçi çocugu, iskencecilerin kendisine “Of” dedirtmek için birbirleriyle girdikleri bütün iddialari kaybettiren, bugünün ‘yasli' gerillasi. Digeri ise, Dersim direnisinin “Son Mohikan”i, Dusseldorf mahkemelerinde Alman yargiçlarina, “Bir köpek bile olsam sizin kapinizda havlamayacagim” diyen agarmis saçlari ve çocuk tebessümüyle yerinde durmayan “Ey Dirok”un sairini gördüm. Haber sordular. “Her zamanki gibi yine küfür var” dedim. Güldüler. “Hadi gel, beraber bir fotograf çekelim, bu karin içinde. Hem yarin bayram. Haberlestiklerine selamlarimizi söyle.” dediler. “Küfür” dedim. Güldüler. “It ürür, kervan yürür Jehat arkadas, bos ver.” dediler. Güldüler. ‘Yasli' çocuklar gibi sakalasip geçtiler. Arkalarindan baktim. Küfür edenleri düsündüm. “Acaba, su anda, simdi neredeler? Ne yapiyorlar?” diye sordum yanimdaki arkadasa. Döndüm, gülme sesleri kulagima gelen iki yasli adama baktim. Ben de güldüm. Daglilar, hep gülümsüyorlar. Küfürbazlar ise kizgin. Bu iyi. Insan, gülebilen varliktir. Artik gülemeyenlere aciyorum. Daglardan baslamistik. Buralarda manga duvarlari kum torbalarindan, tastan, agaçtan, kayadan, naylondan yapiliyor; zengin bir mimarisi var, daglarin. Duvarlar farkli farkli ama bir sey dikkatinizi çekiyor. Hemen her duvarda Che`nin agzinda Havana purosu ve göz bebeklerine kadar bütün yüzünün büyük bir gülümsemeyle kapli oldugu o güzel fotograflari asilidir. Che burada tisörtünüzü süsleyen bir fotograf ya da bir içki markasi degil, bir Sierra Maestra`li yani dagli, puro içen gülen bir adam. Daglilar, hep bulusuyor, Zagroslardan Sierra Maestralara kadar. Ve hep gülümsüyorlar. Gülmek ya da gülümsemek sevmek ve sevilmektir. Mutlu ve umutlu olmaktir. Sevgisiz, mutsuz ve umutsuz olanlar ise gülenleri bir yerlere haber veriyorlar. Hedef gösteriyorlar. Dagli ve yasli bir adama soruyorum, “Niye?” diyorum. Bu sefer gülümsemiyor, dagli. Acili bir yüz ifadesiyle, “Yazik!” diyor. “Umutlarini kaybetmisler. Yani her seylerini. O yüzden aci çekiyorlar. Keske, onlar da gülebilseydi.” “Ama...” diyorum. “Küfür” diyorum. “Hedef gösterme, saldiri” diyorum. Yüzündeki aci daha da derinlesiyor. “Çaresizlik” diyor. “Merhametli ol. Merhametini yitirirsen, artik umutlu olamazsin.” Bir sigara sariyor. Uzatirken, “Bayramlik, ona göre iç. Biliyorsun, porselen tabaklarda Isviçre çikolotalarimiz yok bizim. Biz, bayramimizi bununla kutlayalim.” diyor. Sigarayi yakiyorum. Bir nefes çekiyorum. Karsimda oturan dagliya bakiyorum. Gülümsüyorum. “Ne yaziyorsun?” diyor. “Gazeteler için bir yazi.” diyorum. “Dagdakilerin selami var, diye yaz. Ayrica bayramlarini da kutla.” diyor... GULUMSUYORUZ. Devam edecek Geri |
|
||||||||||