![]() |
|||||||||||
|
Jêhat Bêrtî/MHA Bir kaç saniye içinde ne kadar çok sey görüyor, duyuyor, yasiyoruz. Kameraya bakan gözler, ekrandan kopup arkadaslara dönüyor. Herkes bana bakiyor. Anliyorlar. Ben de anliyorum. Bu kadar kisa zamanda bu kadar çok seyi nasil paylasabildigimize sasiriyorum. Onlar da. Bir daha seviniyorum. Sasirmak güzel bir seydir. Çünkü sasirmak, ögrenme yeteneginin göstergesidir. Hava yine agirlasiyor. Fark ediyoruz. Gerilla Murat, bu agir havayi nasil dagitacagini iyi biliyor. “Bir ates yakalim.” diyor. Topladigi helizler (kinkor) ile boyumuzu asan bir atesi nasil yaktigini anlamaya firsat bulamadan hepimiz alevlerin kizilina boyaniyoruz. Heval Rojhat, genç Murat`in elindeki silahi aliyor, “Senin sarjöründe izli mermi çoktur degil mi?” diye soruyor. Klesimizin namlusunu günesin yerini biraktigi hilale dogrultuyoruz. Ve tetige basiyoruz. Yildizlara yeni yildizlar ekleniyor. Gülümsüyorum. “Mermilerimiz Rubarok. Mavan, Helena karakollarina dogru gidiyor. Adamlar bunu bir savas ilani olarak anlayabilirler.” diyorum. `92`nin 29 Eylül`ünde yapilan Rubarok baskini geliyor aklima. Ve bu büyük eylemde yaralanan Beritan ve Renas... Gerilla Rojhat, “Önemli degil, yerimiz saglam.” diyor. Murat, atesin kenarinda bir sofra kuruyor. Çaydani getirmedigimiz için çay yapamiyoruz. Murat, zomlardan aldigi taze peynir ve koyun yogurdunu sofraya koyuyor. Rojhat, çantasindan sabah taburdaki arkadaslarin verdigi taze ekmekleri çikariyor. Renas, pet siseye limon tuzu ve seker ekledikten sonra bir kaç sefer çalkaliyor. “Iste...” diyor; “Coca Cola`ya rakip olabilecek tek içecek. Made in Gerilla. Likir Likir Gazoz.” Sofraya konuluyor. Gülüserek sofranin basina toplaniyoruz. Nazim Hikmet, Bursa cezaevine ilk girdiginde yazdigi bir siirinde, “Gökyüzünün bu kadar mavi, günesin bu kadar parlak oldugunu bilmezdim.” diyor. Biz de tirmanisin getirdigi yorgunluk ve açlikla, “Peynirin bu kadar tatli, yogurdun bu kadar güzel oldugunu bilmezdik.” dercesine ekmeklerimizi bandiriyoruz, naylon poseti açtigimiz bir toprak çukurun içine yerlestirerek olusturdugumuz tabagimiza. Tabi, gerilla yemegi sessiz, sedasiz yenilmez. Hele hele kahkahasiz hiç yenilmez. Basliyoruz, atmosfere uygun hikaye ve anilar anlatmaya. Bas kösede dogal olarak hirç (ayi) hikayeleri var. Hani zaman ve mekan da hikaye olmaktan çikip her an gerçege dönüsmeye uygun oldugundan yatmadan önce tedbir aliyoruz. Arkadaslara, “Size bir korunma yöntemini göstereyim. 10 metre uzunlugundaki Sutik*`lerimizi kafamiza saralim. Sayet ayi gelirse, bu sutikleri açip yüzümüzü tanimaya çalisana kadar biz onu gafil avlariz ve böylece kendimizi korumus oluruz. Aksi taktirde çilgin ayi bizleri teker teker iki metre ötemizdeki sarp kayalikli derin uçurumdan asagiya atar.” diyorum. Bana dogru donen Heval Rojhat gülerek, “Sen sanslisin.” diyor. “Buradaki ayilar çok medyatik karakterlidir. Senin gazeteci oldugunu bildikleri için bize saldirirken, senin askeri düzenlemeni de çekim ekibi olarak yapacaklardir. Amman dikkat et! Bizi kaçarken degil de, ayi ile kavga ederken çek. Perisan halimizin medyaya yansimasi büyük sansasyonlara yol açacagindan dolayi, kimsenin yüzüne bakamayiz sonra.” “Yok yok!” diyorum. Gerillada bir Rubare Hirçe vardi. Gariban çok yalnizlik çekiyordu. Simdi ona bir de Rojhat`e Hirçe, Murat`e Hirçe, Ömer`e Hirçe, Renas`e Hirçe ve Jehat`e Hirçe isimleri de eklenir, O`da rahatlar. Gelelim bizim Rubar`e Hirçe`nin hikayesine... Rivayet edilir ki! Bu Rubar, tek basina ava çikiyor. Çikis o çikis. Uzun bir sure ortalikta görünmüyor. Tabi bu arada yorumlarin bini bir para. “Kaçti mi? Bir yerden düsüp basina bir sey mi geldi? Düsmana esir mi düstü?” herkes bir yorum yapiyor. Bir basin ilkesi gerillada da isliyor. ‘Yorum hur' ama herkes de haberin kutsiyetine inandigi için yorumlar hep spekülasyon olmaya mahkum kaliyor. Ve sonunda kutsal olan ortaya çikiyor. Rubar dönmüs! Herkes basina toplaniyor. “Ne oldu?” diye merakla soruyor. Rubar, anlatacaklarinin inandiriciligindan kendisinin de süpheli oldugunu yansitan bir havayla basliyor anlatmaya. Disi bir ayi tarafindan kaçirildigini, bir bucuk aya yakin bir zaman ayinin ininde esir kaldigini, ayinin kendisine hiç bir arar vermedigini; tam tersine kendisine çok iyi baktigini, kendine has bir üslupla anlatiyor. Daha önceden erkek ayilar tarafindan kaçirilan koylu kadinlarinin hikayelerine asina olan arkadaslar, buna da inanmak istiyor ancak bir gerillanin, hem de erkek bir gerillanin bir disi ayinin ininde bu kadar uzun sure hiç bir zarar görmeden kalmis olmasina inanmak istemiyor. Rubar, ayi iliskilerini anlatiyor. Çevresindekiler, “Ya heval, bu bir gerilla ile bir ayinin hikayesinden çok, sanki Mem u Zin hikayesi gibi bir sey!” zira Rubar, olayi anlatirken ayinin kendisine yiyecek (meyve, bal...) getirdigini, saçlarini oksadigini, kapi önünde duran ayinin, kendisinin bir iki sefer kaçma niyetini anlayinca, aglayarak kendisine bagirdigini söylüyor. Arkadaslar kendisine neden zarar vermemis olabilecegini manali manali sorunca; Rubar, “Heval...” diyor. “Lütfen olayi magazinlestirmeyin. Bildiginiz gibi av ile avci arasinda da bir savas var. Bu savasin da kendisine göre kurallari var. Ben, avda gafil avlandim, ayinin eline esir düstüm. Belki düsman, savas hukukuna uymuyor ama bu ayinin yaklasimlari gerçekten de Uluslararasi Cenevre Savas Sözlesmesi`ni kiskandiracak kadar insani yada daha dogrusu ayicaydi. Sorun bundan ibarettir. Gerisi spekülasyondur. Ortamimiza uymuyor.(!)Savasçi gözüyle bakin! Magazin muhabirleri gibi degerlendirme yapmak yoldaslarima yakismiyor.” Gerçi bir çok kisi tarafindan Rubar`in anlattiklarini süphe ile karsiladi ama ‘Yoldasa güven esastir.' denilerek Rubar`in anlatimlarini teyit etmek amaciyla o günden sonra kendisine ‘Rubare Hirçe' demeye baslandi. |
|
||||||||||